Son dönemde hemen hepimizin sıkça duyduğu bir söylem var. Bu söylem, 2050 yılında gezegenimizin üzerinde var olacak olan nüfusun %70-%75’nin şehirlerde yaşıyor olacağını söylüyor bizlere. Bize verilen bu sayısal bilgi, Sürdürülebilir Şehirler yaklaşımının esas alınmasını dayatıyor hepimize. Tabii öncelikle kurumlara ve en başta da yerel yönetimlere.

Bu bilginin ışığında yazıma, sürdürülebilirlik kavramının tanımını yaparak başlamayı düşündüm ilk önce. Fakat, Sürdürülebilir Şehir tanımını yapmanın aslında sürdürülebilirliğin tanımını da yapmış olmak anlamına geleceği için, Sürdürülebilir Şehir tanımını yaparak başlamanın doğru olacağı kanaatindeyim.


Nedir bu Sürdürülebilir Şehirler?

Sürdürülebilir Şehirler; içinde yaşayan insan topluluklarının ekonomik, sosyal ve çevresel olarak sağlıklı ve kaliteli olarak yaşayabildiği, bunu gelecek nesillere aktarabildiği yerleşim merkezleridir. Ekonomik ve insani kalkınmayı, kültürel gelişimi gerçekleştirirken, çevrelerindeki kaynakları olabildiğince az tüketerek yenileme becerisi gösteren yerleşim birimleridir.

Sürdürülebilir Şehirler en az kirlilik yaratan yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelerek,  ekolojik ayak izini olabildiğince küçültmeyi hedeflerler. Şehir arazi kullanımını en etkin şekilde planlar, kent sakinlerinin ihtiyaçları ve çevresel öncelikleri birlikte gözeten ulaşım seçeneklerini ön plana alırlar. Atıklarını; kompostlama, geri dönüşüm ve/veya diğer geri kazanım yöntemlerini kullanarak maddesel veya enerji olarak yeniden kullanılabilir duruma getirirler, böylece atıkların iklim değişikliğine olumsuz etkisini en aza indirirler.

Hangi tarafa bakarsak bakalım, Sürdürülebilir Şehir tanımı olarak bu cümlelerle karşılaşmaktayız. “Sürdürülebilirlik” uzun sayılabilecek süredir literatürde yerini almış olsa da, son dönemde çok önem verilen bir kavram olarak göze çarpıyor.  Fakat, o kadar çok kullanılıyor ki, bir müddet sonra kavramın retoriğinin aşınması da kaçınılmaz oluyor.

Mesela; Sürdürülebilir Kalkınma tamlamasını ele alalım. 1992-2012 yılları arasında masum bir şekilde kullanılan bu tamlama, benimsenen ekonomik modele kurban edilmiştir. Yangına körükle gidilmiş ve asıl amaç ekonomik büyümenin gerektirdiği pazar arayışına çare bulmak olmuştur.

Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, doğanın finanslaşmasıcanlıların metalaştırılması, vb. şeyler yapılır duruma gelinmiştir. Bu vaziyet, Sürdürülebilir Kalkınma tanımlamasını gerçek anlamından uzaklaştırmış, sadece şimdiki ve yakın gelecekteki gelişme değil, uzun vadede devamlı olarak düşünülmesi gereken gelişme amacından da uzaklaşılmıştır.

Çünkü, Sürdürülebilir Kalkınma anlayışında, ekonomik olarak iyileşme hedeflenirken, çevreye ve sosyal sisteme zarar verilmemesi, yoksulluğun yok edilmesi, kaynakların korunması, artırılması ve etkili kullanılması, sosyal ve kültürel kalkınmanın göz ardı edilmemesi vardır.

Bugün Sürdürülebilir Kalkınma anlayışının bu hale gelmesinden, yani tüketim ekonomisine hizmet eder bir yola girmesinden dolayı, Sürdürülebilir Şehirler inşa etmek konusunda etkili adımları atamaz haldeyiz. Bizler, gezegenin sakinleri olarak hemen her şeyi biliyoruz ama bir türlü doğru planlamaları yapmıyoruz.


Peki nereden başlamalıyız, nasıl bir yol haritası çıkarmalıyız?     

Öncelikle, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonunun 1987 yılında dile getirdiği, Sürdürülebilir Kalkınma tanımlamasını; “ İnsanlık gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçlarını temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir”, yeniden hatırlamalıyız.  Bu tanımlamayı başlangıç noktası olarak yeniden belirlemeli ve ülkemiz nüfusunun %80’nine yakınının şehirlerde yaşadığını unutmadan, durum analizleri yaparak, Sürdürülebilir Şehirler adına gelecek senaryoları yazmalı, yaratmalıyız.

Sürdürülebilir Şehirler yaratmak adına bugün ülkemizde de çalışmalar yapılmaktadır.  Bu çalışmaların büyük çoğunluğu, Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı öncülüğünde, farklı düzeylerdeki kuruluşlar arasındaki ortaklığı güçlendirmek ve işbirliğini artırmak için paydaşlar bir araya getirilerek yapılıyor.

Bu çalışmaların ortaya konulduğu konferanslara katılan konuşmacıların sunduğu fikirler üzerinden “Sürdürülebilir Şehirleri Nasıl Kuracağız? “ sorusuna yanıtlar aranmakta ve şehirlerimizin daha sürdürülebilir olmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Bu konferans katılımları sonucunda Sürdürülebilir Şehirler İnşa edebilmek için ortaya konulan ve üzerine konuşulacak temel konular olarak şunları belirtebiliriz;

  • Şehirlerin çevre üzerindeki etkilerinin, bugün dünyanın en önemli sorunu olarak gösterilen İklim DeğişikliğiDöngüsel EkonomiAtık YönetimiKentsel Atıksu Arıtımı YönetimiSürdürülebilir UlaşımYönetişim ve Yerel Çevresel Planlama başlıklarının tartışılması;

  • Sürdürülebilir şehir göstergeleri dikkate alınarak, Türkiye’de şehirciliğin ele alınması;

  • Paydaşların bir araya getirilerek, paydaşlar arası işbirliğinin güçlendirilmesi ve katılımcılığın artırılması;

  • Sürdürülebilir şehirlerin finansmanında farklı paydaşların rolleri ve finansman modellerinin paylaşılması;

  • Kent yönetiminde, kamu yönetimi, yerel yönetimler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler arasındaki işbirliğinin vurgulanması;

  • Kent Konseyi yapısının güçlü kılınması ve sürdürülebilir projeler üretir hale getirilmesi;

  • Avrupa ülkeleri iyi uygulama örnekleri üzerinden Türkiye’deki gelişme alanlarının değerlendirilmesi.

Bu farklı ama birbirini tamamlayıcı konuların konuşulması, tartışılması ve bütüncül bir uygulamaya geçilmesi bizlere Sürdürülebilir Şehirler İnşa etmenin yolunu açacaktır. Daha da ötesinde, Sürdürülebilir Şehirlerin inşası için ulusal, bölgesel ve küresel ölçekteki girişimlerle işbirliği olanaklarını ve iyi uygulama örneklerinden birisi olmamızı sağlayarak, hepimizi Sürdürülebilir Yaşam paydasında buluşturacaktır.

MURAT KARACAN – SOSYAL GİRİŞİMCİ