“Ülkemize gelen paraların çoğu geri gidiyormuş…”

“Avrupa’nın bir planı olmasa bu paraları boşa vermez…”

“Bizim bir arkadaş var, bu projelerle gezmedik ülke bırakmadı…”

“Daha üniversiteye gidiyor, kaç tane ülke gezdi…”

“Ya bu projelerden söylenildiği gibi kalıyor mu bir şeyler?”

Eğer proje sektörünün içindeyseniz yukarıdaki cümleleri birçok defa duymuşsunuzdur. Eğer sektöre yeni girdiyseniz, “aramıza hoş geldiniz”…


Proje sektöründe sanılanlar 

Görünüşe ve söylemlere bakılırsa bu paralar ülkemizde pek ilgi görmeyen ve kullanılmayan, içinde ilk bakışta göremediğimiz gizli durumlar barındıran ve gezmek amaçlı bir süreç olarak kullanılıyor. Acaba gerçekten de öyle mi?

Önce şu derin planları bir çözmeye çalışalım… Doğal olarak her yapının olduğu gibi Avrupa Birliği’nin de bir kuruluş felsefesi var ve bu felsefeye yönelik de günlük hayatımıza yansıyan bazı uygulama kuralları bulunuyor. Ve bu kurallar ülkemizin de hedefleri ile bağdaşıyor ki, “aday” olarak statümüz devam ediyor. Ve bu “aday”lık devam ettiği sürece de yine yürürlükteki anlaşmalar gereğince kullanılması ve bazı standartların yakalanması için finansal destek sağlanıyor. Bu hikayenin içinde çok kaybolmaya niyetim yok. Peki, bu paralar geldikten sonra ne oluyor? Bizi ilgilendiren, belki de ilgimizi çeken kısım burada başlıyor.

Projeler demişken, o kadar geniş bir sektörden bahsediyoruz ki aslında. Bölgesine göre farklılık gösterebilen, fonlardan yararlanacak kişilerin/kurumların çalışma alanlarına göre değişiklik gösterebilen, türüne göre tadilatlar yapmanıza, demirbaş eşyalar satın almanıza, personel çalıştırmanıza izin veren, yerine göre de sadece uçak bileti almanızı sağlayan yurtdışında konaklamanız ve ihtiyaçlarınızı karşılamanızı destekleyen çok geniş içerikte, birbirinden farklı sistemlerde gerçekleşebilen bir sektör aslında… Dolayısı ile AB projeleri şöyledir diye tek doğru bir cümle yok aslında…


Başka hangi projeler var?

Yeri geliyor tarımda yenilikçi uygulamalar, yeri geliyor yurtdışında eğitim alma fırsatları, yeri geliyor okullaşma, yeri geliyor insan hakları, demokrasi gibi kavramların güçlendirilmesi, yeri geliyor mülteciler üzerine fonlar veya tamamen bireysel olarak yurtdışında bir çalışmaya uzun soluklu katılma fırsatları üzerine olabiliyor.

Ancak yine vurgulamakta fayda var, hepsi kendi içeriğinde ayrı ayrı değerlendirilmeli, kendi hedefleri ve izin verdiği harcamalara göre farklılık gösterebilmektedir. Erasmus+ programı gibi bir başvuru dönemi biter bitmez aynı başvurunun tekrar açıldığı yani sürekli olarak açık olan hibeler olduğu gibi, sadece belirli dönemlerde açılan ve “son başvuru tarihi”ne kadar başvurmanız gereken fonlar da bulunmakta…

Hatta artık proje sektörü o kadar gelişti ki, sadece Avrupa Birliği fonları bulunmamakta kamu kurumlarımızın da kendi çalışma alanları doğrultusunda hibe destekleri bulunmaktadır. Bunun da dışında büyükelçiliklerin, bazı özel sektör kuruluşlarına ait vakıfların bazen doğrudan maddi destek verdiği bazen de “sen bana yapılacak işi bildir, ben o işi senin için alıp sana vereyim” diyerek söylediği ayni destekler de bulunmaktadır.


Peki, nereden başlamalı?

Hangi hibe programına başvuru yaparsanız yapın, bir fikrin proje oluncaya kadar geçireceği süreci anlatan Proje Döngüsü nü iyi bilmeniz gerekiyor. Dolayısı ile yine çok sık duyabileceğiniz “ya o büyük projeler için gerekli” denilen bilgi bir şehir efsanesinden öte bir şey değil ne yazık ki. Projeci düşünmeyi, sebep-sonuç ilişkisi kurabilmeyi, hedeflenen çalışmaya katkı sağlayabilecek tüm ortakları görebilmek gibi bakış açılarına sahip oldukça ister küçük proje olsun ister büyük çok rahatlıkla tüm program türlerine proje yazabilecek duruma gelirsiniz.

Ve bunu – ki şiddetle tavsiyemdir- hiçbir danışmanlık şirketine ihtiyaç duymadan yapabilirsiniz.

“Peki, kalıyor mu bu işlerden bir şeyler?”

 

                                                                                                                                                                                                        SERKUT KIZANLIKLI