Diyelim ki, bundan önceki 2 yazıda da bahsettiğim şekilde veya farklı bir yöntem izleyerek bir proje sürecine girdiniz. Bireysel veya bir ekip olarak yazdınız, çizdiniz ve projenizi sundunuz akabinde hibe veren kurum da sizi desteklemeye ve planladıklarınızı hayata geçirmenize karar verdi ve size finansal destek vereceğini ilan etti. Her proje bir deneyim olduğu için kendi içinde bir öğrenme sürecidir ancak yanı sıra bazı projeler vardır ki özellikle öğrenme üzerine kurulu olan, davranışa dönüştürmeyi hedefleyen projelerdir kendileri.


Kurumların hibe destekleri

Bahsettiğim gibi projelerin içerisinde -hibe veren kurum bu çalışmayı destekliyorsa-eğitim faaliyetleri içeren etkinlikler de olabilmektedir. Bazı programlar doğrudan çalışma ziyaretleri, iş gölgeleme gibi yerinde görüp inceleme imkanları verirken, bazıları da ister kendi yerinizde olsun isterseniz de bir seyahat ile birlikte başka bir yerde eğitim/kurs faaliyetlerine katılmanıza imkan tanır. Kurslarda, eğitimlerde nasıl bir öğrenme ortamı olduğu biraz daha önemlidir ve aslında olay da burada başlar. Bu tür eğitim ortamları 2 türde eğitim faaliyeti düzenlerler. Açıkçası isimlerinden çok bahsedip, tablolarla süslü bir metin haline getirip aralarındaki farkları göstermeyi çok düşünmüyorum. Biraz hayal gücü sadece…

Bir eğitim ortamındasınız, en basit haliyle ya bir kişi gelir ve sizin büyük oranda dinlediğiniz, pasif olduğunuz tek taraflı bir eğitim ortamı oluşturur. O anlatır, siz not alır, dinlersiniz, ya da dinlemezsiniz. Muhtemelen notlar verilecektir. Tabii ki soru sorarsanız cevap alırsınız ama anlatan o kişi öğreticidir ve siz de öğrenen… Diğer senaryoda ise daha interaktif herkesin katılmasına fikirlerini aktarmasına ve “öğretmen olarak” sahnede durmak değil de aksine herkesin kendi öğrenmesine yardım etmek üzere işi kolaylaştıran vardır bu defa sahnede… Bu sefer siz öğrenen olduğunuz kadar deneyimleyensinizdir de. Tabii senaryo bu denli interaktif olunca o kişinin sahnede olması da gerekmez… Belki bir uygulama yapıyorsunuzdur, o da sizinle uygulamaya dahil olur, ya da bir oyun oynanıyorsa sizin sahneye çıkmanız, onun dinleyici pozisyonuna geçmesi beklenebilir.


Eğitim faaliyetleri

Birinci tip eğitim faaliyetini hepimiz okullarımızdan biliyoruz aslında. Diğeri ise aslında zaman zaman yine içinde olduğumuz ama belki de ismini bilmediğimiz, tanıyınca da çok sevdiğimiz, “tekrar mı denesek?” diyerek talepte bulunduğumuz, hatta neredeyse sonrasında her eğitim faaliyetimizi o şekilde yapmak istediğimiz eğlenceli bir öğrenme süreci. Artık son zamanlarda özel sektör firmalarının bile çalışanlarının eğitimlerinde uygulanmasını istedikleri bu öğrenme faaliyeti eğitime katılan bireyleri daha çok dahil ettiği için aslında öğrenmeyi daha da güçlendiriyor. Bir örnek vermek gerekirse örneğin “iletişim” konusunu düşünecek olursak artık “iletişim şudur, şu şekilde yapılır, şöyle olursa iletişim olur, yoksa olmaz” gibi sunumlar, ders notları ve sonunda sınav yerine firmalar bile bu bilgiyi hap olarak verip ezberletmek yerine “iletişim” konusu üzerine çalışmalar yaptıran, belki küçük dramalar organize eden, senaryolar üzerinden çözümler üreten ve kişilerin deneyimleyerek “aaaa demek ki böyle olabiliyormuş” diyebilecekleri etkiyi yaratmanın peşindeler. Birincisi en kolay, en az masraflı gibi görünen faaliyetlerdir. Bir sunum hazırla, dinlesinler… Notları dağıt, sınav yap, hatta hepsi yüksek puan alsın. Peki, etkisi? Öğrenme? Aldığımız sertifikalar, diplomalar ne kadar ispat edebilir ki öğrendiğimizi? O zaman her okul birincisinin iş yaşamında da en başarılı iş adamı olması beklenmesi gerekmez mi?


Diploma mı tecrübe mi?

Bu sebepten artık hayat tecrübeleri diplomaların bile önüne geçmiş durumda.İşte yine bu sebeptendir ki, özellikle gençlere yönelik yapılan çalışmalarda daha interaktif öğrenme ortamları ilgi görüyor. Belki de yetişkinlerin oyun/deneyimleme tabanlı öğrenme faaliyetlerini “bu yaştan sonra olacak iş mi?” ya da “racona ters” olarak gördüğü için de böyle bir algı oluşuyor olabilir. Bu ayrı bir tartışma konusu… Zaten bu model diğerinden iyidir, diğerinde az öğrenme vardır diye bir durum söz konusu da değil. Öğrenme, bilgiyi veren veya alan kişiden kişiye, psikolojik durumdan fiziksel duruma, ortama, yaş ve etraftaki kişilere kadar birçok nedenden etkilenen bir süreçtir. Dolayısı ile her zaman aynı şekilde öğrenemeyebilirsiniz de…  Adı ister “formal, informal, non-formal, ister “örgün, yaygın, sargın/algın” olsun bu 3 öğrenme türü ile de ilgili milyonlarca bilgi internette veya kitaplarda saklı aslında. Üzerlerine yazılmış makaleler, kitaplarda o kadar çok örnekler var ki bulabileceğiniz. İşte bu sebeple projelerinizde veya faaliyetlerinizde ikisini de bilerek ve hedefine uygun şekilde dozunda kullanarak kendi eğitim ortamlarınızı yaratın derim. Göründüğü veya yukarıda anlattığım kadar kolay olamayabiliyor. Öyle ya her oyun dikkat ister. Madem öyle, eğer daha fazlasını merak ediyorsanız hadi bakalım, internet, kitaplar sizi bekler…

Bu da sizin öğrenme süreciniz… 

SERKUT KIZANLIKLI