Libro Projesi, meslek yaşamlarında ilham kaynağı olan kişiler tarafından tavsiye edilen kitap listelerinden oluşmaktadır. Bazı kitaplar mesleki içerikte olmasa da yetkinliklerinizi geliştirmede size yön verecek şekilde seçilmiştir. Libro listelerinin size fayda sağlayacağını umut ediyoruz.


Şule Daldal Kimdir?

Şule Daldal, İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinde tamamlamıştır. Yüksek lisans ve doktora eğitimine aynı üniversitenin Siyaset ve Sosyal Bilimler Enstitüsünde devam etmiştir. Halen Marmara Üniversitesi  İktisat Fakültesi’nde profesör olarak görev yapmaktadır. 2010 yılında “Kuralsız Kapitalizm Batağında Emek” kitabı yayınlanmıştır.


Şule Daldal Kitap Listesi

Carl Gustav Jung – Dört Arketip

Yaşam yolculuğumuz aslında kendimizi tanıma yolculuğumuz. Kendimizi tanımaya ve anlamaya çalışırken de, başkalarını, “insanı” tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz. Bu yolculukta karşımıza çıkan irili ufaklı sorunlar ve bunların içerisinde aldığımız tavırlar, yaptığımız seçimler ile şekillendirdiğimiz kendimiz ve hayatımız, bazen içimizin derinliklerindeki “ben” ile barışmıyor ve acı çekiyoruz. Jung’u hayatımın en zorlu dönemlerinden birinde debelenirken okuma fırsatı buldum. Karşılaştığım sorunların, acıların nedenleri ile ilgili hiç bilmediğim bir açıklama getirdi bana. Rasyonel aklım ve bilimsel bilgilerimle içinden çıkamadığım sorunlara disiplinler arası bir bütünsel açıklama sundu. İçinde devindiğimiz ve anlamaya çalıştığımız büyük resmin, çizdiğimiz sınırlarının nasılda yetersiz olduğunu fark ettirdi. Jung insanı anlama yolcuğumda kocaman bir adım attırdı bana. Anlamak, bilmek ile farkındalığımın artması, acılarımı anlamama, beni acıtanları anlamama yol açtı ve hem fiziksel hem de ruhsal bedenime şifa getirdi.


Bir Kadın – Anne Delbee

“Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye; yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar… Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar… Bütün bunlar Rodin’in şeytani başının altından çıkıyor. Kafasında bir tek düşünce vardı zaten; kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam; bunu engellemek için de, yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım… Her bakımdan başarıya ulaştı işte! Bu…. Bu esaretten çok sıkılıyorum… Villeneuve’e hiç dönemeyecek miyim, Paul?”


Genel Teori – John M. Keynes

… iktisatçılar, uluslararası işbölümünün meyvelerinin elde edilmesini sağlayan ve aynı zamanda da farklı milletlerin çıkarlarını uyumlu hale getiren mevcut uluslararası sistemi alkışlama alışkanlığında olmalarına karşın, söz konusu sistemin daha az yarar sağlayan bir etkisini gizliyorlardı. Zengin ve deneyimli bir ülkenin piyasayı ele geçirme mücadelesini önemsemediğinde refahının azalacağına ve güçten kuvvetten düşeceğine inanan devlet adamları sağduyu ve doğru bir değerlendirme yaparak gerçeği gözler önüne sermiş oluyorlardı. Ancak, ülkeler, uygulayacakları yurtiçi politikalarla tam istihdam sağlamayı öğrenirlerse (ve nüfus trendlerine uygun bir dengeye gelmeyi öğrenebilirlerse diye de eklememiz gerekmektedir), bir ülkenin kendi çıkarları çerçevesinde komşularına karşı dikebilecekleri önemli iktisadi güçlerin hesabına girişme gereği de ortaya çıkmayacaktı. Hatta uygun koşullarda uluslararası işbölümü ve uluslararası ödünç verme imkanı hala mümkün olabilecekti. Ancak, bir ülke, satın almayı arzuladığının bedelini ödeme imkanına sahip olması nedeniyle değil de, ticaret dengesini kendi lehine geliştirecek bir biçimde ödemeler dengesini bozma peşinde koştuğundan, kendi ürettiğini bir başka ülkeye kabul ettirme ya da komşunun sunduğu malları reddetme güdüsü altında olmayacaktı. Uluslarası ticaret, olduğu gibi kalacak yani dış pazarlara yapılan satışlar ve ithalat sınırlamalarının yurtiçi istihdamı umutsuzca sürdürmede başvurulan bir çare olmaktan çıkması, bu konuda sağlanan başarının işsizlik sorununu piyasa mücadelesinde durumu kötüleştirilen ülkeye aktarılmasına bağlı olacaktı.


Nietzsche Ağladığında – Irvin D. Yalom

Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.

Aktörler Nietzsche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı’yı öldürmüş. “Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır” diyor. Daha sonra, “Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?” diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca “ama” pozisyonunda yaşamış biri. Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul. Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.

Konu Ümitsizlik.


Tanrılar Okulu – D’Anna Elio Stefano

Tanrılar Okulu

Hayat; tıpkı bana yaptığı gibi, sizi de, bir mengenede soluğunuz kesilinceye kadar sıktığında, sizi içinden çıkamayacağınız hayal kırıklıklarına uğrattığında ve hiç bir çıkışyolu bulamadığınızda… işte ancak o zaman bu Kitap, biranda elinize geçecek ve sizi bulacaktır. Böylece Bireysel Devrim’iniziçin, bir insanın hayal edebileceği en büyük maceraya hazırolduğunuzu bileceksiniz: Bütünlüğün üzeve yolunu kaybettiğiniz cennetinize yeniden kavuşmak.

Oluş’umuz yaşamımızı yaratır.
Dışdünyamın kalitesinin daha iyi ya da daha kötü olmasının benim temel sorumluluğum olduğunu, hayatımdaki tersliklerin ve bazen traji kolayların Oluş seviyeme bağlı olduğunu, ve bunların yalnızca, korkularımın, yıkıcı düşüncelerimin ve olumsuzca kurduğum hayallerimin maddeleşmişhalinden başka bir şey olmadığını farkettiğim andan itibaren, şikayet etmekten, başkalarını suçlamaktan, pişmanlık duymaktanya da kendime acımaktan vazgeçtim.
Bu Kitap, yolculuğumu sizlerle paylaşırken,her hangi bir şey öğretmeniyeti taşımıyor. Benim asıl amacım bir yol göstermek ve sizi kendi yolculuğunuz açıkmanız için zorlamak. Ancak bilmelisinizki, bu yol, tıpkı akıntıya karşı yüzen somon balığının izlediği yol gibi kor kutucu olduğukadar muhteşem, zorolduğu kadar keyifli, yorucu, ama bir o kadar da gereklidir.


Kurtlarla Koşan Kadınlar – Clarissa P. Estes

İnsanlık tarihi boyunca bastırılmış ve örselenmiş kadınların durumunu sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ele alan çok sayıda inceleme yapıldı. Her inceleme, kadınları “tanımlama ve çözme” açısından farklı yöntemler önerdi. Bu önermelerin ne ölçüde kadının doğasına ilişkin  isabetli tespitler yaptığı ve alternatifler sunduğu ise tartışmalı bir konudur. Clarissa P. Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da gerçekten farklı bir önermede bulunuyor; kadınlar için yalın, uygulanabilir ve doğal çözümler öneriyor. 19. yüzyılla birlikte insanlığın doğadan kopuşu ve duygulara yer vermeyen kapitalist bir endüstri çarkının içinde kayboluşundan yola çıkarak, kadınların yapması gereken ilk şeyin içlerindeki doğal sesi keşfetmek olduğunu söylüyor ve kadınların içlerinde yatan sınırsız güç ve yaratıcılığın, kurtların doğal yabanıllığında yattığı savını ileri sürüyor. Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine çok değişik bir malzemeden yaklaşıyor: masallar!  İnsanlığın ortak bilinçaltının aynaları olduğunu düşündüğü masallar aracılığıyla kadın psişesinin derinliklerine iniyor ve birçok açmazdan kurtulmalarına yardımcı olacak masal tadında terapiler uyguluyor. 


1844 El Yazmaları – Karl Marx

1843-46 Marx´ın klasik iktisatçılarla ilk tanıştığı yıllardır; bu süre içinde Marx, burjuva iktisadının kavramlarını burjuva iktisadına karşı kullanmak diye tanımlayabileceğimiz bir yöntemle uzun, bir kısmı kaybolmuş defterler doldurur. 1844 El Yazmaları burjuva politik iktisadını ve burjuva iktisat sistemini eleştiren “genç” Marx´ın ilk iktisadi araştırmalarının müsveddeleridir.

Marx, 1844 Elyazmaları’nda paranın iktidarının her değeri aksine döndürdüğünü söylerken, ilkin “sadakati sadakatsizliğe çevirir” diye başlar saymaya: “Aşkı nefrete, nefreti aşka, erdemi fenalığa, fenalığı erdeme…” diye devam eder. 1932 yılına kadar yayımlanmayan bu müsveddeler ücretli emeğin insanı nasıl yabancılaştırdığının ele alındığı olgusal bir analizdir. Metin boyunca Rousseau´nun, Feuerbach’ın, Proudhon’un, Hegel´in etkilerini takip ederken, Marx´ın klasik iktisatçılarla (Adam Smith, Ricardo, Sismondi, Say…) yürüttüğü tartışmaya
da şahit oluruz.


Dinle Küçük Adam – Wilhelm Reich

Wilhelm Reich’ın, deyimleşmiş “küçük adam”a seslenişi, bilimsel değil, insanca bir belgedir. 1946 yazında, yayımlanma amacı olmadan, Orgon Enstitüsü’nün arşivi için yazılmıştır. Uzun yaşam ve acı deneyimlerinden damıtılan, kendi gerçek gereksinimlerinden bilincine varmaları ve artık zalimce kendi kendilerini mahvetmekten vazgeçmeleri için, insanlara yöneltilmiş sarsıcı bir çağrıdır.


Emek ve Tekelci Sermaye – Harry Braverman

Benim açımdan bu kitabı okumak, sanırım, Kapital’in I. cildinin milyonlarca okuyucusunun da yaşadıklarına bir ölçüde benzeyen, duygusal bir deneyim oldu. Yurttaşlarım olan kadın ve erkeklerin büyük çoğunluğu kadar, onların dünyanın diğer yerlerindeki muadillerinin de çalışma hayatlarında karşılaşmak zorunda kaldıkları keder verici, dehşetli, kalp kırıcı yöntemler bilincime eziyet verici ve unutulmaz biçimlerde nakşoldular. Hepsi de etkinlik ve üretkenlik adına gerçekleştirilen, ama aslında büyük Sermaye tanrısının daha kesinlikli bir zaferi uğruna, onların çektiği eziyetleri daha da ağırlaştırmayı hedefleyen yol ve araçlar için gündelik olarak sarf edilen bütün bu yetenek ve enerji miktarını düşündüğüm zamansa, insanlığın böyle canavarca bir sistemi yaratabilme yeteneğine duyduğum hayreti aşabilen yegâne şey, onun, insan soyunun iyiliğini ve mutluluğunu böylesine açıkça tahrip eden bir düzenlemenin sürüp gitmesini hoş görme konusunda sergilediği arzu karşısında duyduğum şaşkınlıktır. Eğer bu çabanın kendisi ya da yalnızca yarısı, çalışmayı, aslında tam da olabileceği gibi, yaşama sevincini artıran, yaratıcı bir faaliyet haline getirmek üzere harcanmış olsaydı, dünya nasıl da harikulade bir yer olurdu. 

Ama öncelikle kapitalizmin aslında ne olduğu ve onun görünürde sahip olduğu gereklilik ve kaçınılmazlıkların neden aslında sadece küçük bir azınlığın çıplak öz çıkarlarını gizlemeye yarayan ideolojik incir yapraklarından ibaret oldukları konusunda yaygın bir popüler kavrayışın yaratılması gereklidir. Bu kitabın, bu son derece gerekli aydınlanma açısından yaşamsal bir katkıda bulunabileceğinden eminim. 

-Paul Sweezy-


Grenzen der Globalisierung – Elmar
Altvater

“Küreselleşme” herkesin ağzındadır – bu kısaltma ile özel olarak ne kastedilmektedir ve aslında ampirik olarak anlamlı olan, nadiren açıklanmaktadır. Elmar Altvater ve Birgit Mahnkopf, ilk izlenimden ve ilgili sonuçlardan memnun değil, amaçlanan gerçekleri toplum teorik olarak çözmeye çalışır. İçindekiler: BİRİNCİ BÖLÜM: KÜRESEL DÖNÜŞÜM – Küresel Olmayan Varlık Küreselleşme Söylemi; Küreselleşme ve küreselleşme; Küresel “Disembedding”; Küreselleşme ve parçalanma arasındaki gelişme yolları; İKİNCİ BÖLÜM: PARA VE MALLAR – Her yerde bulunan para fetişi, küresel mali kriz ve düzenleme çağrısı; Sahte serbest ticaret vaadi; ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SERMAYE VE ÇALIŞMA – Zaman rekabeti içerisinde ulusötesi şirketler; Tertiarizasyon, feminizasyon, enformalizasyon veya: küreselleşmenin kazananları ve kaybedenleri; DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: SİYASET VE KÜRESELLEŞME – Ulus devlet ile küresel pazar arasındaki ticaret blokları; Batı’da Entegrasyon ve Orta ve Doğu Avrupa’da Geçiş; Gezegen küreselleşmiş; “Çevresel rüya” sınırındaki demokrasi; Politika küresel dönüşümleri nerede ve nasıl etkileyebilir?